MyMecra
Beraber Yürüyelim / Bizi Takip Edin

İzler

12 Video Bulunuyor

MyMecra YouTube kanalında yepyeni ve özgün bir format ‘İzler’… Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Hüsrev Hatemi, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Sezai Karakoç, Dücane Cündioğlu, İsmet Özel, Sa’düddîn Ökten vb. isimler...

  • Cahit Zarifoğlu Benim Üniversitemdir - Yusuf Kaplan | İzler

    Cahit Zarifoğlu Benim Üniversitemdir - Yusuf Kaplan | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu, Dursun Gürlek, Mim Kemal Öke, Yusuf Kaplan vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Yusuf Kaplan'ın izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Yusuf Kaplan'ın başlıca anlattıkları; İnsan, kendisini anlatması zordur yani bir entelektüel biyografi gibi olabilir... Hayatını anlatırken aynı zamanda hem hayatını hem de içinde yaşadığı dünyayı yorumlayarak anlamaya, anlamlandırmaya çalışarak bir şekilde anlatabilir bizim gibi tipler diyelim... Şimdi, Şarkışla'da doğmuşuz, Uzunyayla fakat 93 Macırı diyoruz biz Türkiye'de 93 Macır denir. 1877-78 Osmanlı Rus harbi yani oradan, Kafkaslardan, Ahıskadan göç etmiş aile Kars, Ardahan civarına oradan Erzurum, oradan Sivas Şarkışla. Yani Şarkışla'da Uzunyayla'da doğunca ben 1 yaşındayken falan Kayseri'ye taşınmışlar okutmak için, çoluğu çocuğu okutalım diye... Tabi bu hikaye ilginç yani benim hayatımda bazı enteresan işler var yani... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Yedi Güzelin Tutkalı Bu Fakirdi - Rasim Özdenören | İzler

    Yedi Güzelin Tutkalı Bu Fakirdi - Rasim Özdenören | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu, Dursun Gürlek, Mim Kemal Öke vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Rasim Özdenören'in izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Rasim Özdenören'in başlıca anlattıkları; Sergüzeştimiz biraz problemli başlamış. Babam bir hastalık geçirmiş. O hastalıktan taburcu olurken hastanenin hemşiresi, babama bakan hemşire taburcu etmeye gelen amcama ve yengeme demiş ki; Bu şahıs sizin neyiniz oluyor? Söylemişler işte kardeşimiz oluyor. Evli mi bekar mı diye sormuş. Annemle nişanlıymışlar o tarihte, 1937 yılı... Bunun demiş çocukları hep ikiz olur. O gün demiş biz bunu umursamadık niye öyle söyledi fakat evlendikten sonra, 37'de evleniyor 38'de ilk çocukları ablalarım dünyaya geliyor ikiz. Arkasından 2 sene sonra biz dünyaya geliyoruz bizlerde ikiz. O haberi alan yengemin de çocukları olmazmış meğer ikizlerden birini o istemiş oğlanlardan ya ben ya rahmetli Alaaddin fakat annem de vermemiş. Öylece ikiz olarak kalmışız. Bizim doğumumuzda 6 yıl sonra 1946'da en küçük amcam rahmetli oluyor. Babamla ben onun cenazesine gittik tabi o tarihte cenazeye yetişmek mümkün değil. Otobüs servisleri yok, kara yolları yok daha doğrusu otobüsten önce. Trenle gidiyoruz. Cenaze haberini aldığımızda 3 gün 3 gece kara trenle babamla seyahat ettik. Maraş Eloğlu istasyonundan Haydarpaşa'ya kömürlü trenle, posta treniyle 3 gün 3 gece yolculuğumuz oldu. Biz İstanbul'a, eve ulaştığımızda zaten cenaze çoktan kalkmış. Annem bana tembih etmişti evden ayrılırken; Sakın babanın ceketinin ucunu bırakma. Nereye giderse gitsin ceketinden tut diyordu. Gece de yatarken pijamasının ceketinden... Ben onun manasını bilmiyorum ama anne tembihi, riayet ediyorum. Annemin sözlerine uyardım, o da benim sözüme uyardı rahmetli... Gece bile yatarken ikide birde kalkıp acaba hala tutuyor muyum diye kontrol ederdim. Adamcağızın ceketinin ucu buruşmuş, lime lime olmuş. Her tarafı güzel ütülü ama ceketinin sağ ucu buruşuk... Babam da çok titiz. Giyinişine, kuşanışına çok özen gösterirdi rahmetli... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Dedemin Arkadaşları Bana Masonluk Teklif Etti - Mim Kemal Öke | İzler

    Dedemin Arkadaşları Bana Masonluk Teklif Etti - Mim Kemal Öke | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu, Dursun Gürlek, Mim Kemal Öke vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Mim Kemal Öke'nin izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Mim Kemal Öke'nin başlıca anlattıkları; Hiç kimse Mim Kemal'in içindeki hüznü bilmiyor. Onun yüreğinin nasıl yandığını kimse bilmiyor. Onun çilesi demeyeyim ama neyse geç... ama ilginç olan bir şey var küçüklüğümden bahsettin... Zahiri olarak baktığın vakit vay iki tane büyük dede ondan sonra onların iz düşümünde muazzam bir 13 odalı apartman vesaire... ama o kendi odasının içerisinde kavruk bir çocukluk yaşamak nedir?... Annemin (Allah uzun ömür versin) akıl hastası olduğu, babanın hovarda, alkole düşkün miras yedi olduğu, evin içerisinde sağlıksız bir ortamın yaşandığı, çok şaşalı ama bu şaşanın ne kadar yapay olduğu bir ortamda bi' çocuk büyüyor... Anneannem'de çok rahatsızdı mesela intihar etmişti. Etrafımızda çok intiharlarında olduğu bir ortamda siz yetişmeye, büyümeye çalışıyorsunuz... Yani etrafımızdaki insanların çocuklarıda pek böyle okumaya meraklı değildi. Ne yapabilirsini? Ya o hayata girecektiniz ki böyle bir seçim de ben yapmadım ama tek yaptığım şey, gitmeme izin verilen şey Nişantaşı'ndaki kitapçı. Oraya gittim ve kitap satın almaya başladım. O kitaplar benim arkadaşım oldu işte, o kitaplar benim can simidim oldu, o kitaplar benim sığınağım oldu, limanım oldu... Mim Kemal'in yaşadığı iklim böyle bir iklimdi... Yalnız, kitaplar... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Okuyabilmek İçin Evden Kaçtım! - Dursun Gürlek | İzler

    Okuyabilmek İçin Evden Kaçtım! - Dursun Gürlek | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu, Dursun Gürlek vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Dursun Gürlek'in izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Dursun Gürlek'in başlıca anlattıkları; Bendeniz Dursun Gürlek Tokat'ın Turhal ilçesinin Üzümören köyünde 1952 yılında dünyaya gelmişim. Geliş o geliş... Ama herkes gibi bende nerede, nasıl, ne zaman gideceğimi bilmiyorum çünkü Cenab-ı Hakk bildirmemiş ve Allah'ın ikramıdır bize öleceğimiz vakti bildirmemesi, gaybı bildirmemesi. Bilmek güzeldir bazı şeyler ise bilmemek güzeldir işte bilmemenin güzel olduğu konulardan biri de ne zaman, nerede, nasıl bu dünyayı terk edeceğimizi bilmeyişimizdir, bilseydin o süre uzun dahi olsaydı rahatımız bozulurdu tabi zihnimiz onunla meşgul olur rahatımız kaçardı halbuki vefatı mukadder olarak çok yakın olan insan bile hem de tuli emel sahibi olduğu için ki herkeste vardır bu uzun emelli olmak, hiç ölmeyecekmiş duygusuyla yaşamak dediğim gibi huzurumuz kaçardı dolayısıyla bilmemekte güzeldir tabi bilmek esastır... Evet bende kendimi bildim bileli cümlesini kullanırken hemen Süleyman Nazif aklıma geldi... Merhumun Hz. İsa'ya Açık Mektup diye ufak bir risalesi vardır. 1919-20-21-22'li yıllarında İstanbul'u İngilizler ve Fransızlar işgal edince vatansever bir insan olan Süleyman Nazif büyük tepki gösterdi. Kara Bir Gün makalesini yayınladı, işgal komutanı takip ettirdi işte böyle bir halet-i ruhiye içinde Hz. İsa'ya Açık Mektup diye ufak bir risale yazdı çok az bilinir bu yani Hz. İsa'nın ümmeti olduğunu iddia eden İngilizlerin ve Fransızların yaptıkları zulümlerden, işgalin ne kadar kötü olduğundan bahseden bir eserdir ve o kitaba şu cümleyle başlar Süleyman Nazif Bey: "Ben beni bildim bileli Hz. İsa Efendimize hürmet gösteririm" cümle bu ama ben beni bildim bileli hemen parantez açar estağfurullah ben kendimi hiç bilmedim der. Kendini bilmek öyle kolay değildir halbuki kendini bilen Allah'ı da bilir... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Galatasaray Lisesi'nde Okusaydım Böyle Biri Olmazdım - Uğur Derman | İzler

    Galatasaray Lisesi'nde Okusaydım Böyle Biri Olmazdım - Uğur Derman | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Uğur Derman'ın izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Uğur Derman'ın başlıca anlattıkları; Efendim ben 5 Şubat 1935'te Bandırma'da doğdum, doğmuşum öyle düzeltelim çünkü doğduğumu bilmiyorum :) Annem ev hanımı Nazime, babam ise Maliye Vekaleti Merkez Teşkilatı Ankara memurlarından Mehmet Celaleddin Bey. Babam 19934 ikinci yarısında zatürre geçiriyor. O zamanlar antibiyotikten geçtim antibakteriyel ilaç bile yok yani zatürreye yakalanan ölmek mecburiyetinde. Benim doğumumdan 4-5 ay evvel vefat ediyor ama ölümünden evvel bir vesile ile anneme diyor ki çocuğumuz ister kız, ister oğlan olsun ismini Uğur koyacaksınız diyor. Annem bu halinle mi Celal deyince evet Uğur olmasını istiyorum demiş. 4 ay sonra da 5 Şubat'ta ben doğmuşum. Babam Eylül sonlarında vefat ediyor, Annemin yanında bi ablası var 3 yaş büyüğü orada durması için bir sebep yok Bandırma'ya ailesinin yanına dönüyor orada dedem var, ninem var. Dedem Bandırma'da Eczacılık ile iştigal ediyor o münasebetle ben dedim himayesinde büyüdüm. Hiç bir suretle babasızlığı hissettirmediler ablama da bana da ve kısmen Bandırma'da geçen çocukluğum Üsküdar'Da evimiz olduğu için yarı yarıya burada da geçiyordu yani sonradan Üsküdarlı olmadık ezelden Üsküdarlıyız... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Okumak, okumak, okumak! - Beşir Ayvazoğlu | İzler

    Okumak, okumak, okumak! - Beşir Ayvazoğlu | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç, Beşir Ayvazoğlu vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Beşir Ayvazoğlu'nun izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Beşir Ayvazoğlu'nun başlıca anlattıkları; Ben, Sivas'ın Zara ilçesinde doğdum. Resmi kayıtlara göre 11 Şubat 1953. İlk okula giderken tabi yazdırmışlar doğum tarihimi. Ablama sorarsanız, hayatta bir ablam var ona sorarsanız 52'nin sonlarında doğmuşum yani arada şöyle 5-6 ay gibi bir fark olabilir ama resmi kayıtlar 11 şubat 1953. Zara'nın merkezinde bir camii vardır, merkez camii çarşıda, o çarşının hemen arkasında tek katlı bir ahşap evde geldim. Babam inşaat ustasıydı. Annem, ev kadını diyeceğim ama o yılların şartlarına ve o kasabanın imkanlarına göre okumuş bir kadındı, ilk okul mezunuydu ama eski ilkokul mezunları şimdinin lise mezunlarında daha kaliteliydi diyebilirim... 1928'de ilkokul 3. sınıftayken harf inkilabı gerçekleşiyor dolayısıyla ilk 3 sene eski harflerle okumuş sonraki 2 sene yeni harflerle. İki alfabeyi de çok rahatlıkla okur yazardı ama eski harfler eskilerin kolayına geldiği için ki devlet adamları bile sonuna kadar eski harfleri kullanmışlardır not tutmak için biliyorsunuz. Eski harfleri kullanırdı daha ziyade ve epey kitabı vardı ama taş baskısı kitaplar. Bir kısmı hala benim kütüphanemde durur. Mesela Battalname, Seyyid Battal Gazi'nin maceralarının anlatıldığı taş baskısı bir kitap. İşte Yazıcıoğlu kardeşlerin Ahmediye ve Muhammediyeleri, Müzekki'n Nüfus, Envarü'l Aşıkin tabi mevlit kitapları da vardı onlar da taş baskısı, o mevlit kitaplarının sonunda da Hikaye-i Geyik, Hikaye-i Güvercin, Kesik Baş hikayeleri vardır şimdi gençler pek bilmezler onları ama biz ilk defa annemden ben ve kardeşlerim tabi onları dinleyerek büyüdük. Kış geceleri çok uzundur tabi biliyorsunuz, evin tek lüksü de radyomuz vardı küçük bir radyo ama o da tabi babamın izniyle açılır kapanırdı.... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Büyüyünce Sufi Olacağım - Mahmut Erol Kılıç | İzler

    Büyüyünce Sufi Olacağım - Mahmut Erol Kılıç | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar, Mahmut Erol Kılıç vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Mahmut Erol Kılıç'ın izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Mahmut Erol Kılıç'ın başlıca anlattıkları; 1961 yılında İstanbul'un Fatih ilçesinin Bali Paşa semtinde, Bali Paşa Camiinin tam karşısında dünyaya geldim ve hala da aynı semtte yaşıyorum, çıkamadım. İstanbul çocuğuyum ancak daha öncesi itibariyle, daha gerilerden almamız gerekirse dedeler düzeyine çıkarsak eğer Kosova'dan baba tarafı hicret ederek gelmiş bir aile. Anne tarafım İstanbul'un Sultanahmet semtinden gelin alınarak Fatih'e getirilmiş bir kimse ama onun da kökenleri bu sefer Bulgaristan'a dayanıyor onlar da oradan hicret etmişler... Yani tabiri caizse şehir çocuğuyuz ama inanır mısınız bizim gençliğimizde bazen arkadaşlara anlatıyorum da şaşırıyorlar İstanbul bir köy gibiydi adeta yani ben bayramlarda özellikle kurban bayramlarında atçılar at getirirdi biz İstanbul'da, Fatih'te Akdeniz caddesi üzerinde at yarışları yapardık, Vatan caddesinde atlarla dolaşırdık, Topkapı'ya Suriçi'ne kadar 15-16 yaşlarında delikanlılar at sürerdik. İncir ağaçlarının tepelerinde oynardık, boş arsalar çoktu İstanbul'da, bazı arsalarda kuş besleyen kuşçu abiler olurdu, bazı evlerin çatı katlarında kuş yuvaları, kuşçular olurdu, kuş besleyenler olurdu. Vatan caddesine doğru bostanlar vardı o bostanların içerisinden geçerdik. Yenikapı, Sultanahmet sahillerinde, cankurtaran sahillerinde bazen denize girdiğimiz olurdu arkadaşlarla, sandalla dolaştığımız olurdu. Mahallede oynarken çok nadir araba geçerdi... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • "Bunların Ölüsü Bizim Başımıza, Dirisi Devletin Başına Bela!" - Kadir Mahir Damatlar | İzler

    "Bunların Ölüsü Bizim Başımıza, Dirisi Devletin Başına Bela!" - Kadir Mahir Damatlar | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu, Mahir Damatlar vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Mahir Damatlar'ın izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Mahir Damatlar'ın başlıca anlattıkları; Müthiş bir sosyalist moda vardı bizim lise yıllarımızda. Gençler sosyalizme kayıyordu ve adeta dünyada da bu hava vardı ama bizim yetişme tarzımız, aile yapımız, çevremizdeki arkadaşlıklarımız, delikanlı duygularımız bizi o zaman "ÜLKÜCÜ" ismi de tam netleşmeden işte Komanda, Türkeşçi filan deniliyordu o yıllarda... Biz de ülkücüler yanında yer aldık. Biz külhanbeylik, kabadayılık o eski Osmanlı'da bir kültür gibi olan biraz o meşrepten geldik. Yürürken yerlerin sarsıldığını zanneden, vurduğu zaman duvarları delebilecek kadar güçlü olduğunu zanneden bir şeyimiz vardı ama şimdi külhanbeylik dendiği zaman bugünkü anlaşılan mafyatik falan Allah korusun hiç alakası yok. O bir kültürdür... Yani bir yaşlının elinden tutar, filesini taşır, orada bir kaç kişi birini dövüyorsa ona müdahale eder, zayıfın yanında olur yani böyle mahallenin ağabeyi gibi işte birileri gelir mahallenin kızlarına bakarsa bi dakika der böyle bir şeydi... Biz öyle bir dönemdeyken de işte Ülkücü Harekat ile tanışıyorsun, bakıyorsun ki motifler çok uyuyor ve kendini hemen ülkücü hissediyorsun ve orada yerini alıyorsun... Türk dediğimiz zaman böyle tüylerimiz diken diken olurdu! Henüz daha o zaman Türk İslam Davası'na dönüşmemişti, biraz Türkçü bir hareketti hareketimiz ve henüz Demir dağları erişmemiştik, daha dağların öteki tarafındaydık... O zaman kavgalar, dövüşler falan pek yoktu, sonra Üniversitelerde olaylar olmaya başladı ve bizler de ister istemez o olayların içinde olduk... Kavga taşlı, sopalı daha sonra silahlı bir şekle dönüşmüş. Bu bizim çok arzu ettiğimiz bir şey değil ama mecburen içinde olduğumuz... Eve gidiyorsun yoluna pusu kuruyorlar, okula gidiyorsun almak istemiyorlar, tedbir alıyorsun tedbir de o işi kızıştırıyor ve bu tedbir, tedbir... Neticede bunun adına anarşi diyorlar ama otorite olmayınca anarşi olacak... Devamı videoda...
  • Yıllardır Vaaz Ediyoruz ama Halkın Ahlakı Değişmedi - Hüseyin Kutlu | İzler

    Yıllardır Vaaz Ediyoruz ama Halkın Ahlakı Değişmedi - Hüseyin Kutlu | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Hüsrev Hatemi, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler, Hüseyin Kutlu vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Hüseyin Kutlu'nun izlerini takip edeceğiz bu hafta... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Kitapsız ve Kütüphanesiz Müslüman Türk Evi Olmaz! - Yavuz Bülent Bakiler | İzler

    Kitapsız ve Kütüphanesiz Müslüman Türk Evi Olmaz! - Yavuz Bülent Bakiler | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Hüsrev Hatemi, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu, Yavuz Bülent Bakiler vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Yavuz Bülent Bakiler'in izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Yavuz Bülent Bakiler'in başlıca anlattıkları; Ben 23 Nisan 1936 tarihinde Sivas'ta doğdum. Arkadaşlarıma şaka yaparken diyorum ki Atatürk Cumhuriyeti 23 Nisan 1920'de ilan etti değil mi diyorum evet diyorlar. Atatürk büyük bir adamdı. O 1920 yılında benim 1936 yılında doğacağımı bildiği için meclisi 23 Nisan'da açtı diyorum ve daha sonra, ben doğduktan sonra benim bir takım özelliklerimi keşfetti ve sırf benim için 23 Nisan'ı çocuk bayramı olarak ilan etti falan diyorum... :) Benim şakalarım işte böyle basit şakalar. Babam Sivas'ta nüfus müdürüydü. Annem bir ev kadını. İlkokulu Sivas'ta Ziya Gökalp ilkokulunda okudum. Şimdi, yapacağım açıklamalara inanıyorum ki şaşıracaksınız belki buna inanmayanlar da olabilecektir ama yeminle söylüyorum benim çocukluk yıllarım öyle geçti... Benim çocukluk yıllarımda baba evlat münasebeti çok farklıydı. Babamın terbiye anlayışı çok yanlıştı. Son bir kitabım çıktı benim 'Vay Başıma Gelenler' diye orada olduğu gibi açık açık yazdım. Babamın terbiye anlayışı bugünkü terbiye anlayışından çok farklı olduğu için Babam benimle karşılıklı konuşmayı terbiyemin bozulmasına bağlıyordu. O bakımdan babamla aramızdaki görüşmeler, konuşmalar çok mahduddur, belirli saatler içerisinde kalmıştır bütün ömrü boyunca... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • En Büyük Nasip İyi Bir Öğretmendir - Vehbi Vakkasoğlu | İzler

    En Büyük Nasip İyi Bir Öğretmendir - Vehbi Vakkasoğlu | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Hüsrev Hatemi, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Vehbi Vakkasoğlu vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Vehbi Vakkasoğlu'nun izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Vehbi Vakkasoğlu'nun başlıca anlattıkları; Efendim, Kahramanmaraş'ta doğmuşum 20. Yüzyılın aşağı yukarı ortalarında... Şehir çocuğu olmamla birlikte fakir, geçim zorluğu çeken ama idealist, dava adamı bir babanın evladı olarak, aslında annem de, babam da ümmi insanlar ilkokul okumamışlar ikiside ama babam yeni yazı çıktıktan sonra kursuna gitmiş, o belge bendedir hala saklarım çok hüzün verir bana, yukarıda fotoğrafı görülen Mehmet Hilmi Vakkasoğlu yeni yazıyla okuma yazmayı sökmüş olup diye imzalanmış bir vesika... Sadece tahsili bu ama okumaya çok meraklı hatta dedem rahmetli hoca mutasavvıf bir adamdı. Harf devriminden sonra derdi ki; başımızdan sarığımızı aldılar, camiden çekip aldılar artık mektepte muallimsiniz, öğretmensiniz sarığın yerine fötr şapka gelmiş, cüppe gitmiş... Peki dede dedim babam bu kadar okumaya meraklı, çok kitap okuyor, fikir sahibi bir insan, dava sahibi bir insan çocukluğunda belli değil miydi? Mahallenin çocuklarına öğretmenlik yapmışsın da babamı niye getirip götürmemişsin hiç olmazsa yanında? Çok mahzun oldu, düşündü böyle... Çocukluk yıllarımdan bana kalmış en hüzünlü hatıralardan biridir; Evladım çok düşündüm götüreyim, getireyim, havada kapıyordu bilgileri, çok meraklıydı ama okusunda o zamankiler gibi benden, kültürümden, irfanımdan kopsun mu? Yoksa tahsili olmasında benimle olsun, benim inancımda mı kalsın? Sonunda ikincisine karar verdim... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...
  • Hayatımı 4 Kişi Değiştirdi - Mustafa Kara | İzler

    Hayatımı 4 Kişi Değiştirdi - Mustafa Kara | İzler

    Her bölümde Türkiye’nin tanıdığı ve her kesimde büyük saygı uyandıran isimlerin hayatlarına kendi anlatımlarıyla şahitlik edeceğiz. Doğdukları ortamdan, nasıl yetiştiklerine, kimlerden etkilendiklerinden, bugünlere gelirken neler yaşadıklarına bu programda cevaplar bulacağız. Peki bu programda İzler’ini takip edeceğimiz isimler kimler? Örneğin; İhsan Fazlıoğlu, Hüsrev Hatemi, Uğur Derman, Rasim Özdenören, Dücane Cündioğlu, Sa’düddîn Ökten, Abdullah Sert, Nabi Avcı, Hüsrev Hatemi, Nurullah Genç, Ahmet Özhan, Mustafa Kara vb. isimler... Bu bölümde İzler, güzellerin yürüyüş ritmine ayna tutmaya devam ediyor. Mustafa Kara'nın izlerini takip edeceğiz bu hafta... İzler'in bu bölümünde Mustafa Kara'nın başlıca anlattıkları; Rize'nin o zaman için ilçe olan Güneyce ilçesinin Yeşiltepe mahallesindeki bir evin çocuğu olarak mezrede doğmuşum ama yani köyde değil mezrede doğmuşum. Mezre, bizde köy ile yayla arasındaki bir yaşama alanıdır. Mezre deniyor. Biz mahalle tabiri ile korop deriz orada doğmuşum. Annemin ifadesine göre Mayıs'tan 10 gün vardı. Bu Mayıs'tan 10 gün vardı, Mayıs'ın 20'si demek değildir. Bu Rumi hesaba göredir dolayısıyla benim doğumum Haziran başındadır yani Haziran'ın 3'ü 4'üdür, 10 gün sonra Mayıs bitecek Rumi hesapta 14'ü 1'i oluyor dolayısıyla böyle bir bahar mevsiminde orada doğmuşum. 1949 doğumluyum aslında ama Nüfus cüzdanına bakarsanız 51 doğumluyum resmiyette böyle... Bu ev 1946'da bir yangınla tamamen kül olmuş bir ev idi yani dedemin evi. 46'da böyle bir afet yaşadık. O afetten sonra yeniden bir ev yapılmış bendeniz o evin çocuğuyum ve annemin ilk evladıyım. Benden önce bir düşük olmuş, kız kardeşim düşük olmuş o anlamda ikincisiyim. Daha sonra kardeşlerim doğacak, bunlardan birini tanıyorsunuz o da İsmail Kara. Ama İsmail Kara'dan önce de bir kız kardeşim ve bir kardeşim var. İsmail Kara 4 numaradır yani bi anlamda. Sonra bir kız kardeşim daha doğacak dolayısıyla 5 kardeşiz. 50'li 60'lı yıllarda doğan 5 kardeş... Devamı videoda... Gelin, Beraber Yürüyelim...